Marksist.org

18 Mayıs, Cuma

Son güncelleme:09:07:10 PM GMT

BURADASINIZ: ANA SAYFA

Kitle Grevi, Parti ve Sendikalar

e-Posta Yazdır PDF
1905 Rus Devrimi"ne tanıklık eden Rosa Luksemburg'un işçi sınıfının politik bir aracı olan kitle grevlerini yakından incelediği "Kitle Grevi Parti ve Sendikalar" adlı kitabı işçi hareketinin yakın tarihinden günümüze ışık tutuyor.

Ocak 1905 yılında Putilov fabrikasından iki işçi Subatov derneğine üye oldukları gerekçesiyle işten atılır. Bunun üzerine Putilov fabrikalarında çalışan 12 bin işçi dayanışma grevi yapar. Dayanışma grevlerini 8 saatlik işgünü, sendika hakkı, konuşma ve basın özgürlüğü gibi talepleriyle yeni bir mücadele dalgası izler. Peder Gapon'un önderliğinde Çarlık sarayına yürüyen 200 bin işçiye yapılan silahlı saldırı Rusya'da devrimin başlangıcına yol açar. Sonrasında kitle grevleri tüm Rusya'ya yayılarak Çarlık Rusya'sında yeni bir devrimci dönemin kapılarını açar.

Rusa Lüksemburg 1905 devrimi deneyimlerinden yola çıkarak içinde bulunduğu Alman Sosyal Demokrasi Partisi'nin (SPD) önderliğinin reformist fikirlerine karşı mücadele eder. Sosyal Demokrat liderliğe göre grev işçilerin haklarını savunmak için kullandığı bir araçtır. Ancak ekonomik taleplerle sınırlıdır ve sendika yetkilileri tarafından yapılan çağrıyla hayata geçebilir. İşçi sınıfın politik önderi ise partidir. İşçilerin parti içinde yer alması ve zaman zaman da partiye oy vermesi yeterlidir. İşçi sınıfını parlamento düzeyinde temsil eden parti çeşitli yasal düzenlemeler çıkartarak sosyalizme ulaşabilir. 1 milyon üyesi olan, işçi sınıfının neredeyse tüm yaşayan organlarına sinmiş bulunan bu kocaman hantal yapı, işçi sınıfının aşağıdan ve kendiliğinden yükselen mücadelesinden endişe duyar.

Rosa Lüksemburg için işçi sınıfının aşağıdan yükselen hareketi sosyalizm mücadelesinde merkezi öneme sahiptir. Sosyalizm mücadelesinde bakılması gereken yer parlamento değil, işçi sınıfının kitlesel mücadelesidir.

Devrimin kalp sesleri

Rosa Lüksemburg'a göre kitle grevleri devrimin "kalp sesleri" dir. Yukarıdan kararnamelerle gerçekleştirilemez ve propagandası yapılamaz. Herhangi bir grubun, bir partinin çağrısıyla milyonlarca işçi harekete geçmez. Kitle grevleri işçi sınıfının kapitalizme karşı dişe diş mücadelesinde tarihsel zorunluluk olan sosyal koşullarından ortaya çıkmış bir mücadele biçimidir. Ve kapitalizme karşı işçi sınıfının en etkili mücadele yöntemidir.

Rosa Luksemburg işçi sınıfının kitlesel mücadelesinde ekonomik taleplerle, siyasal talepler arasında birbirinden ayrılamaz bağa dikkat çeker. Ekonomik taleplerle başlayan bir genel grev politik taleplerle devam edebileceği gibi; hareket pekâlâ politik taleplerle de başlayabilir ve siyasi taleplere dönüşebilir. İşçi sınıfının kitlesel mücadelesini oluşturan hareketin her bir unsurunu oluşturan, kadın ve erkek işçiler adeta orkestra şefi olmayan bir orkestra gibi davranırlar. Ve bu orkestra eski düzene ait ne kadar pislik varsa siler süpürür. Rosa Lüksemburg, işçi sınıfının kitlesel mücadedeki politik bilincinin sıçramasına da dikkat çeker ve "30 yıldır sendikal ve parlamenter mücadelenin Alman proletaryasına yapay olarak dâhil veremediği 'eğitim' Rus proletaryası bir yılda vermeyi başarmıştır" der.

Sendikalar ve Parti ilişkisi

Rosa Lüksemburg kitabının son bölümünde parti ile sendika ilişkisini inceler. Lüksemburg'a göre işçi sınıfının özgürleşme mücadelesi iki basamaktan oluşur. Bunlardan biri olan sendikal mücadele işçi sınıfının günlük çıkarlarını savunur. Devrimci parti ise sınıfının gelecekteki çıkarlarını kapsar. Komünist Manifesto'ya atıfta bulunan Luksemburg, işçi sınıfının ulusal, yerel farklı grup çıkarlarının karşısında komünistlerin ortak çıkarlarını savunması gerektiğinin altını çizer. Devrimci parti sınıf mücadelesinin farklı gelişme aşamalarında tüm hareketin çıkarlarını yani işçi sınıfının kurtuluşunu temsil eder.

Ekim devriminden bugüne

Rosa Luksemburg'un devrimin işçi sınıfının kitlesel mücadelesiyle şekilleneceği tezi günümüze kadar defalarca kanıtlandı. Rusya'da 1917'de ücret artışı ve sekiz saatlik işgünü etrafında başlayan kitlesel grevler, Şubat'ta Dünya Kadınlar Günü kutlamaları sırasında Çar'ın devrilmesine yol açtı. Kendiliğinden hareket eden ve ekmek talep eden kitleler, mücadeleyi savaşa karşı genelleştirdiler. Fabrikaları ele geçirdiler, ordu darbesini durdurdular ve iktidarı aldılar. Ondan sonraki yıllarda da işçi sınıfı kitlesel mücadelelerle egemen sınıflara korkulu anlar yaşattı. Almanya 1918-23, İtalya 1920, Fransa 1936 ve yine 1968, Macaristan 1956, Portekiz 1974, İran 1979, Polonya 1980, Rusya ve Doğu Avrupa 1989 tüm dünyada kapitalist düzen kitle grevleriyle sarsıldı.

Kapitalizmin 1929'dan sonra en derin krizini yaşadığı söylenen krizde Tunus ve Mısır'da başlayan devrim tüm dünyaya adeta bir domino etkisi yaratıyor. Yunanistan'da işçi sınıfı defalarca genel grev yaparken, İspanya'dan Wall Street hemen hemen her yerde meydanlar işgal ediliyor. Önce Tunus'ta halk ayaklandı ve diktatör Bin Ali'yi gönderdi. Ardından Mısır'da halk "özgürlük" talebiyle tahrir meydanını işgal etti. Mısır'da işçi sınıfı Mübarek'in gitmesi talebiyle gerçekleştirdiği grev Mübarek'in gitmesine yol açtı ve işçi sınıfı politik taleplerin ardından ekonomik taleplerle de grev yapmaya başladılar, devlet güdümlü sendikaları dağıtarak bağımsız sendikalarını kurdular. Öte yandan krizin faturasını ödemek istemeyen milyonlarca insan faturanın zenginlerin ödemesi için mücadele ederken kapitalizmi ortadan kaldıracak, başka bir dünyanın kapılarını ardına kadar açabilecek olan işçi sınıfı kitlesel mücadeleleriyle tarih sahnesine dönerken Rosa'nın söylediği gibi "Bayan tarih gülümsüyor".


E-mailPrintFavorites PDF Blogger Delicious Digg Facebook Friendfeed Google Haber.gen.tr Live MySpace StumbleUpon Twitter Yahoo