Marksist.org

18 Mayıs, Cuma

Son güncelleme:06:46:21 AM GMT

BURADASINIZ: DOSYALAR ROSA LÜKSEMBURG'UN DEVRİMCİ MARKSİZMİ

Rosa Lüksemburg'un devrimci marksizmi

e-Posta Yazdır PDF
Dosya İçeriği
Rosa Lüksemburg'un devrimci marksizmi
Dünya halklarının kaderi “ya sosyalizm ya barbarlık”
“Yaratan kitledir”
Asıl düşman içerde!
Sınıf mücadeleleri tarihi ezilenlere önderlik eden birçok devrimciyi barındırıyor. Yaşamlarını kapitalizmi tarihe gömmeye adayan devrimci önderlerin işçi sınıfı mücadelesinin tam göbeğinde yer alarak sundukları teorik katkıları, cesaretleri, örgütçülükleri kuşaklar boyunca güncelliğini korudu ve bugün de gerçek marksist geleneği sürdüren sosyalistlerin pusulası olmaya devam ediyor.

Sosyalistlerin değerini geç fark ettiği Rosa Lüksemburg, gerçek marksist geleneğin en önemli teorisyenlerinden biridir. Adının, çağdaşı olan diğer devrimci önderler gibi sloganlara konu olmayışında en büyük etken Stalinizm. Rosa Lüksemburg stalinizmin aksine işçi sınıfının aşağıdan mücadelesiyle kapitalizmin tüm organlarını parçalayıp iktidarı ele geçirmesi gerektiğine inanıyordu. 1970'ler gibi geç bir tarihte Türkiye'deki devrimcilerin Rosa'nın kadın mı erkek mi olduğunu tartışmış olması bile, sosyalistleri on yıllarca Rosa'nın eserlerinden ve fikirlerinden mahrum bırakan stalinist ideolojinin marifeti. Reformizmin dipçiği Rosa'yı nasıl öldürdüyse, Stalinizm de eserlerini, fikirlerini bir tabuta koyup gömdü.

1871'de, Rusya Polonyası'nın küçük bir kasabasında doğdu. Doğumundan yaklaşık on yıl önce yaşanan, sonunda dört kişinin idam edildiği isyanların ardından yoğun bir Ruslaştırma politikası uygulanmaktaydı. Okullardan, köy adlarına kadar günlük yaşamın her alanında Polonyalı olan her şeye yönelik asimilasyon politikası uygulanıyordu. Küçük yaşlarda çeşitli dergilerde edebiyat üzerine yazıları yayınlanan Rosa Lüksemburg, Alman İmparatoru'na karşı şiir yazdığında on üç yaşındaydı. On altı yaşına geldiğinde Polonya'daki yasadışı bir örgütün militanı olarak polis tarafından aranmaktaydı. 1889'da saman yığınının altında sınırdan geçerek İsviçre'ye gitti ve bir yandan üniversite öğrenimini tamamlarken diğer yandan kendisi gibi mülteciler arasında siyasi faaliyetlerine devam etti.

Yaşamının çoğunluğunda Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD)'nin üyesiydi. Almanya'ya gider gitmez parti liderliğiyle girdiği polemikler hızla dikkatleri üzerine çekmişti. Üç kez girdiği hapiste bile, yoldaşları dahil herkesi eleştiri süzgecinden geçiren yazılarını yazmaya devam etti. Reformizm, kitle grevi çalışmaları başta olmak üzere, Lenin'le partinin rolü hakkında tartıştığı yazıları, iktisadi kurama katkıları zamanın en büyük tartışmalarını başlatmakla kalmadı günümüze kadar sosyalist geleneğin ilkelerini şekillendiren referanslar oldu.

Birinci Dünya Savaşı başladığında SPD'nin milliyetçi savlarla savaşa destek vermesi üzerine Karl Liebknecht'le Spartakist Birlik'ini kurdu. 1918'de nazizmin nüvesi, SPD'nin paralı birlikleri olan Freikorps'un askerleri tarafından kafası dipçikle ezildi, dövülerek öldürüldü. Cesedi aylar sonra nehirden çıkarıldı.

Hazırlayan: Meltem Oral




E-mailPrintFavorites PDF Blogger Delicious Digg Facebook Friendfeed Google Haber.gen.tr Live MySpace StumbleUpon Twitter Yahoo