Mısırlı Devrimci Sosyalistler'in bildirisi şöyle:
"Şeref şehitlerindir! Zafer devrimindir!
Bugün olanlar, ülkemizin ve tüm Arap dünyasının tarihindeki en büyük halk devrimidir. Şehitlerimizin fedakârlığı devrimimizi inşa etti ve korkunun bütün bariyerlerini yıktık. Suç işlemiş 'liderler' ve onların suç sistemi yok edilene kadar geri çekilmeyeceğiz.
Mısırlı işçilere çağrı:
Gösteriler ve protestolar devrimimizi ateşlemede ve devam ettirmede kilit bir rol oynadı. Şimdi işçilere ihtiyacımız var. Rejimin kaderine mührü vurabilirler. Sadece gösterilere katılarak değil, aynı zamanda bütün hayati endüstrilerde ve büyük firmalarda bir genel grev organize ederek...
Rejim, oturma protestoları ve gösterilere karşı günler ve haftalar boyunca beklemeyi kaldırabilir; ama işçiler grevi silah olarak kullanırsa birkaç saatten fazla dayanamaz. Demiryollarında, kamu taşımacılığında, havaalanlarında ve büyük endüstriyel şirketlerde grev! Mısırlı işçiler! Devrimci gençliğin ve şehitlerimizin kanlarının adına, devrim saflarına katılın, gücünüzü kullanın ve zafer bizim olacaktır!
Acilen devrimci konseyler oluşturun.
Bu devrim, en büyük beklentilerimizi aştı. Kimse bu kadar büyük bir sayı beklemiyordu. Kimse, Mısırlıların polisle karşı karşıya kalınca bu kadar cesur olacağını ummamıştı. Kimse, diktatörü geri çekilmeye zorlamadığımızı söyleyemez. Kimse, Tahrir Meydanı'nda bir dönüşüm yaşanmadığını söyleyemez.
Şu anda ihtiyacımız olan, taleplerimizin parçası olarak sosyo-ekonomik talepler için de bastırmak; böylece evinde oturan insan, onun hakları için mücadele ettiğimizi bilecek... Halk komiteleri oluşturarak, aşağıdan, demokratik biçimde üst konseyler seçmeliyiz. Bu konseyler, bütün eğilimlerden delegeleri barındıran daha yüksek bir konsey oluşturmalı. Yüksek konseye bizi temsil eden ve güvendiğimiz insanları seçmeliyiz. Tahrir Meydanı'nda ve Mısır'ın bütün şehirlerinde halk konseyleri oluşturmaya çağrı yapıyoruz.
Ordunun rolü hakkında
Herkes soruyor: Ordu, halkla birlikte mi, halka karşı mı? Ordu tek bir blok değil. Erlerin ve alt derece subayların çıkarları, kitlelerin çıkarlarıyla aynı. Ama üst düzey subaylar, Mübarek'in rüşvetçilik, zenginlik ve tiranlık rejimini koruması için dikkatlice seçilmiş adamları. Onlar sistemin ayrılmaz bir parçası.
Bu ordu artık halkın ordusu değil. Bu ordu, Ekim 1973'te Siyonist düşmanı yenen ordu değil. Bu ordu, Amerika ve İsrail ile yakın bir işbirliği içinde. Onun rolü, halkı değil, İsrail'i korumak. Evet, biz devrimin askerlerini kazanmak istiyoruz. Ama 'ordu bizim tarafımızda' gibi sloganlarla kandırılmamalıyız. Ordu, ya gösterileri doğrudan bastıracak ya da polisi yeniden yapılandırarak onun bu rolü oynamasını sağlayacaktır."




















