Doğan Tarkan, Sesonline.net haber portalındaki yazılarının sonuncusunu 12 Eylül'deki anayasa referandumunda 'yetmez ama evet' ile boykot tutumuna ayırdı. DSİP Genel Başkanı Tarkan, Doğu'da BDP'nin boykot politikasını desteklediğini, Batı'da ise işçilerin ve emekçilerin 'yetmez ama evet' diyerek demokrasinin sınırlarını genişletmesi gerektiğini vurguluyor.
Bu anayasa değişikliğinde bana yanlış gelen bir şey yok. İçerdiği her bir madde değiştirilen eski maddeye göre daha olumlu. Anayasa paketinde en çok tartışılan maddeler aslında 2 tane. Anayasa Mahkemesi'nde (AYM) ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda (HSYK) yapılan yapısal değişiklikler. Kimileri bu değişiklikleri sivil diktatörlüğe doğru adımlar olarak görüyor, bazıları ise sivil (AKP) vesayeti olarak değerlendiriyor. Böyle düşünenler referandumda hayır oyu verecekler.
AYM 27 Mayıs Darbesi ile kuruldu. HSYK ise 12 Eylül'de askeri cuntanın başındaki 5 general tarafından kuruldu, sonra anayasaya katıldı. Yani tamamen darbe ürünü.
Her iki kurumun da asıl görevi, TBMM'nin üzerinde bir irade oluşturmak. Son zamanlarda AYM'nin esasa ilişkin yaptığı müdahaleler bunun açık göstergesi. AYM, TBMM'ye "sen yasa yapamazsın, benim onayım gerekir" diyor.
AYM ve HSYK üst yargının denetimi altında. Burada yuvalanmış olan Kemalistler bu iki kurumun yapısını belirliyorlar. Referandum'da oylanacak olan değişiklikler bunu değiştiriyor. AYM ve HSYK'nın yapısı değişecek, Kemalist/darbeci hegemonya kırılacak. Bunda karşı çıkılacak bir nokta yok.
Kimileri, 'ama AKP güç kazanıyor' diyecek ve zaten diyor. Ama bunun cevabı çok açık. Bugün AKP en büyük parti, yarın bir başkası en büyük parti olabilir. Bu kadar telaşlanmayın, AKP ebediyen en büyük parti olmayacak, umutsuzluğa düşmeyin AKP de yenilebilir ve yeneceğiz.
Referandum'da oylayacağımız paketin eksiği çok. Eğer dört başı mamur bir demokrasi hamlesi bekliyorsanız böyle bir şey yok. Kimileri bu anayasa değişikliği ile 'yoksulların cebi mi dolacak' ve benzeri şeyler söylüyorlar. Bir kere hiçbir anayasa bunu sağlayamaz. Yoksulların durumunun düzelmesi mücadele ile mümkün olur.
Açık ki, önümüzdeki dönemde daha özgürlükçü bir anayasaya olan ihtiyaç sürecek. Bakalım AKP ya da bir başkaları gündeme böyle bir şey getirecekler mi, getirebilecekler mi?
AKP ne yaparsa yapsın, bizim görevimiz; özgürlükleri savunmak ve özgürlükçü bir anayasa talebi.
Sonuç olarak; bu paket ile bütün darbe anayasaları ve 12 Eylül Anayasası ağır bir darbe alacak. Çünkü temel kurumları değişiyor, çünkü darbecileri, işkencecileri, katilleri koruyan geçici 15. madde kalkıyor. Askeri vesayet kırılıyor.
Peki, bu anayasa da en önemli eksiklik nedir? Kürt sorunu. Tek bir satır yok bu konuda.
Anayasa değişikliği tam da "açılımdan" bahsedilen bir dönemde bir kere daha Kürtleri yok saymayı başarmıştır. Kürt ulusal kimliğinin anayasal güvence altına alınması bir yana Kürtlerin hiçbir talebi pakete yansımadı. Bunun sonucu olarak da Kürtler, BDP, boykot diyor. "Madem, siz bizi yok sayıyorsunuz biz de sizi yok sayıyoruz" diyor.
BDP'nin tutumu Kürt bölgelerinde doğru olan tutumdur. Kimileri Kürtlerin çoğunluğunun, büyük çoğunluğunun pakete 'evet' demekten yana olduğunu söylüyor. Doğrudur. Kürtler demokrasinin bir küçücük parçasına bile sahip çıkarlar. Küçücük bir adım bile Kürtler için önemlidir. Dolayısıyla 'evet demek' isterler, hatta hayır diyecek Kürt çok çok az olur bile diyebiliriz ama kendilerinin yok sayıldığı bir referandumda niye taraf olsunlar ki? Niye, "iyi peki biraz daha demokrasi olsun ama biz yok sayılmaya devam edilelim" desinler ki. Bunu söylemek sayısız Kürt ayaklanmasını, 26 yıldır süren savaşı yok saymak olur. Bu nedenle Kürtler kendi açılarından doğru yapmaktadırlar.
Sonuç olarak, referandumda "yetmez ama evet" tutumu doğrudur, Kürt bölgelerinde ise; boykotu desteklemek gerekir.
"Yetmez ama evet" kampanyası, daha geniş bir demokrasiyi savunmaya ve Kürt ulusunun kimliğinin tanınmasını savunmaya devam edecektir.
Doğan Tarkan
(www.sesonline.net'ten alınmıştır)



'YETMEZ AMA EVET' VE 'BOYKOT' 













