12 Eylül referandumu öncesi, soldaki dört örgüt, TKP, ÖDP, EMEP ve Halkevleri, ortak bir deklarasyonla oylarının "Hayır" yönünde olacağını ilan etti. Bu ortak metin, bazı haber sitelerinde "Sol tek ses oldu: 'Hayır' dedi" şeklinde yayımlandı.
Oysa ki sol örgütlerden Devrimci Sosyalist İşçi Partisi "Yetmez ama Evet", Eşitlik ve Demokrasi Partisi ise "AKP zihniyetine hayır, referanduma evet" kampanyalarını yürütüyor.
ESP, SDP, EHP, DİP-G, DÖH ve daha pek çok örgüt ve kurum ise daha önce ortak bir boykot kampanyası yürüteceklerini ilan etmişlerdi. Dolayısıyla, bu dört örgütün birlikteliği, 12 Eylül referandumunda solun genel tutumunu yansıtmıyor.
Soldaki "Hayır"cıların yayımladıkları metin, "Eşit, Özgür bir Ülke için; 12 Eylül Anayasası'na da, AKP Anayasasına da HAYIR!" diyerek temel bir hatayla başlıyor. Bilindiği gibi, oylanacak olan yeni bir anayasa değil; cunta anayasasının mevcut hâli ile bunun bir kısmının değiştirildiği bir paket.
Açıklamada, değişiklik paketi ile hükümetin yargıyı ele geçirerek iktidarını pekiştireceği, işçi ve emekçilere topyekûn saldırıya geçeceği, 12 Eylül düzeninin yenilenerek sürmesini sağlayacağı iddia ediliyor. Ancak bunlarla ilgili öne sürülen iddialarda, "Yerindelik denetimi" (*) ve "zorunlu tahkim" (**) gibi, doğruluğu ispatlanmamış, üzerinde tartışmalar yürütülen konuların dışına çıkılamıyor. Geçici 15. maddenin kaldırılacağı, YAŞ kararlarının sivil denetime açılacağı, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanabileceği bir değişikliğin 12 Eylül düzenini nasıl güçlendireceğini, bu metne bakarak anlamak mümkün değil.
Askeri vesayeti sürdüren yargı oligarşisine itiraz edilmiyor
Açıklamada ayrıca, ikisi de darbe kurumu olan Anayasa Mahkemesi'nin ve HSYK'nın yapılarındaki değişimin politik olarak ifade ettikleri es geçilmiş. Askeri vesayetin devamlılığını sağlayan yargı oligarşisinin değişimiyle ilgili belirtilen tek fikir, hükümetin yargıyı denetimi altına almak istediği.
Öyle görülüyor ki, soldaki "Hayır"cılar şu anda yargının bağımsız olduğunu düşünüyor. Anayasa Mahkemesi'nin parlamentonun kararlarını feshetmesi, Kürt halkının partilerini kapatması; HSYK'nın Şemdinli savcısı Ferhat Sarıkaya'yı meslekten ihraç etmesi, Ergenekon savcılarının yerlerini değiştirmeye çalışması, "Hayır"cı solculara göre yargının bağımlılığının ifadesi değil.
Kaldı ki, sınıflı toplumlarda, devletin bütün aygıtları gibi yargının da bağımsız olması mümkün değil. Bugüne kadar devrimcilerin aleyhine yüzlerce karar veren mahkemeler, en temel insan hakları ve özgürlükler adına skandal kararlara imza atan Türkiye hukuku da hiçbir zaman bağımsız ve tarafsız olmadı.
Halkın sorunlarını kim belirliyor?
"Hayır"cı solcuların deklarasyonunda, değişiklik paketinin "ne ülkemizin sorunlarına ne de halkımızın ihtiyaçlarına, temel hak ve özgürlüklerine yanıt vermediği" öne sürülüyor. Benzer açıklamaları, referandumda "Hayır" oyu vereceğini ilan eden diğer partiler de yapmışlardı.
Hükümet partisine oy atan milyonlarca seçmen, Anayasa Mahkemesi veya eli silahlı askerler partilerini devirmeye kalktığında, ezilenlerin yüzyılların mücadelesiyle kazandığı "genel oy hakkı"nın gasp edilmesini sorun ediyor olmalı. Ya da başörtüsüyle eğitim alma hakkını kullanmak isteyen yüzbinlerce genç kadın için, bu yasağa ilişkin düzenlemeyi iptal eden Anayasa Mahkemesi'nin yapısının ciddi bir sorun olduğu ortada.
Son 2 yılda darbelere karşı sokağa çıkan onbinlerce aktivist, demokrasiden ve özgürlüklerden yana olan herkes için, darbecileri koruyan geçici 15. maddenin kaldırılması, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması da güncel ve yakıcı sorunlar.
Yeni anayasa nasıl yazılacak?
Metinde 12 Eylül anayasasından tamamen kurtulmak gerektiği belirtilse de, bunun nasıl olacağına dair, "ezilenlerin ve emekçilerin mücadelesinin ürünü" ifadesi dışında bir ipucu verilmiyor.
12 Eylül'de yapılacak olan referandumda "Evet" oyları fazla olduğu takdirde, yeni, sivil ve özgürlükçü bir anayasa için mücadelenin verileceği zemin çok daha meşru hâle gelecek. Halkın çoğunluğunun bu yönde görüş belirttiği onaylanmış olacak.
"Hayır" çıkması hâlinde ise, yeni ve sivil bir anayasa ihtimali, toplumun çoğunluğunun onayını almadığı için bir süre daha hayal olacak. Statükocu CHP-MHP ittifakı moral bulacak ve güçlenecek. Askeri vesayetin bekçileri olan Anayasa Mahkemesi ile HSYK'nın yapıları aynen korunmuş olacak. 12 Eylül darbesiyle ve onun anayasasıyla hesaplaşma fikri bir kez daha kaybedecek. 28 yıl önce silahların gölgesinde yapılan bir oylamayla yürürlüğe konulan bir cunta anayasası, bu kez daha demokratik bir referandum sonucunda meşru kabul edilmiş olacak. Bu koşullarda özgürlükçü ve demokratik bir anayasa isteyen sosyalistlerin işi bir hayli zorlaşacak, yeni bir anayasa ihtimali uzun süreliğine rafa kalkacak.
Sağcı "Hayır" cephesiyle solcu "Hayır"cıların farkları
Solda anayasa değişikliğine "Hayır" demek gerektiğini savunanların, bunu ırkçı CHP ile faşist MHP'nin başını çektiği sağcı "Hayır" ittifakından farklı gerekçelerle yaptıkları iddia ediliyor.
Elbette, "acil talepler" olarak sıralanan maddelerde bir dizi değişiklik var. Ancak mevcut değişikliğe getirilen itirazlarda, sol "Hayır" cephesi ile MHP-CHP ittifakının arasında nasıl bir fark olduğu şüpheli. İşte iki kesimin argümanlarından bazıları:
"Yargı bağımlılığı"
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu: "AKP'nin Anayasa'da yapmak istediği değişiklikler hukuk devletinin gereği olan bu tür bir yargı denetiminden rahatsız olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa değişikliği paketinin amacı siyasal iktidara bağlı bir yargı yaratmaktır."
Deklarasyon metni: "Yine AKP (...) 12 Eylülcülerin yaptığı gibi yürütmenin ve Cumhurbaşkanının yetkilerini daha da arttırarak yargıyı siyasal iktidara hepten bağımlı kılmaktadır."
"12 Eylül'ün devamı"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Oysa AKP'nin anayasa paketi, 1982 Anayasası'nı yamalayarak muhafaza etmekte, 1982 Anayasası'na yeni bir canlılık kazandırmaktadır."
Deklarasyon metni: "Oysa değişiklik paketinin özü de 12 Eylül düzeninin yenilenerek sürmesini sağlamaktır."
"Sivil diktatörlük, çoğunluk diktası"
Kemal Kılıçdaroğlu: "...iktidarın Meclis çoğunluğuna dayanarak ve tüm toplumu baskı altına alarak bir çoğunluk diktası kurma çabası da en az o kadar vahim bir gelişmedir."
Türkiye Komünist Partisi: "Bu "HAYIR", AKP'nin kendi iktidarını sağlamlaştırmak, yürütme erkinin diktatörlüğünü pekiştirmek için yaptığı ve yapmaya çalıştığı bütün yasal düzenlemelere topyekûn karşı koyuş anlamına gelir."
"Halkın güncel sorunları ve öncelikleri"
CHP MYK üyesi Süheyl Batum: "Anayasa tartışması halkın güncel yaşamsal sorunlarını örterek, yapay bir gündem yaratmak amacıyla kullanılmaktadır."
Deklarasyon metni: "AKP'nin anayasa değişiklik paketi ne ülkemizin sorunlarına ne de halkımızın ihtiyaçlarına, temel hak ve özgürlüklerine yanıt vermektedir."
TKP, ÖDP, EMEP ve Halkevleri'nin argümanları, Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir adım ötesine dahi geçebilmiş değil.
Ortak deklarasyonunda dikkat çeken bir diğer husus ise, metinde "emperyalizm" kavramına yer verilmemiş olması. Solda "Hayır" diyenler, "Yetmez ama Evet" kampanyasının metnini, içinde bu kelime geçmediği için "liberal" olarak niteliyorlardı.
(*) "Yerindelik Denetimi" ile ilgili şu makalenin okunmasında fayda var: http://www.turnusol.biz/public/makale.aspx?id=7280&pid=19&makale=Yerindelik%20Denetimi(**) "Zorunlu Tahkim" iddialarıyla ilgili tartışmalar, Marksist.org'un "Anayasa değişikliği ve sendikal haklar" dosyasında yer alıyor.



“HAYIR” SOLUN ORTAK SESİ Mİ?
















