Marksist.org

06 Şubat, Pazartesi

Son güncelleme:12:31:01 PM GMT

BURADASINIZ: HABERLER HANEFİ AVCI TARTIŞMASI: HAYALETLERE DEĞİL DEVLETE KARŞI MÜCADELE

Hanefi Avcı tartışması: Hayaletlere değil devlete karşı mücadele

e-Posta Yazdır PDF
Ergenekon soruşturmasını tümden reddeden, on binlerce sayfadan oluşan iddianameleri ve eklerindeki bilgilerle hiç ilgilenmeyen, Ergenekon soruşturmasını destekleyen sosyalistleri "işbirlikçi" olarak suçlayan "sol" meğer kurtarıcı olarak işkenceci eski bir polis şefini bekliyormuş.

Hanefi Avcı'nın 'Haliç'te Yaşayan Simonlar" adlı kitabı şimdilerde "sol" yayınların gözde konusu. Kimileri somut bir kanıt bulmuşçasına "cemaati" tartışıyor, kimileriyse "cemaat vesayeti" diyor; Yani Türkiye'de iktidarın Fetullahçılar tarafından ele geçirildiği zokasını, tıpkı "şeriat geliyor" zokası gibi yuttular.

Doğan Holding medyası ve "sol" gazeteler memnun. Günlerdir emekli polis şefi, eski işkencecilerden Hanefi Avcı'nın kitabından alıntılar yapılıyor. "Haliç'te Yaşayan Simonlar" adlı kitabında Avcı, devleti Fetullah Gülen taraftarlarının ele geçirdiğini, gerçek iktidarın onlarda olduğunu, hatta emniyette Fetullahçılara ait özel bir dinleme odasının faaliyet gösterdiğini iddia ediyor.

Fetullah Gülen ve cemaatini Türkiye'de solun öncelikli düşmanı olarak gösterenler 12 Eylül'ün Mersin, Diyarbakır ve İstanbul'daki işkence tezgahlarında kariyerini yapan Hanefi Avcı'yı bir ikon haline getirdiler.

Oysa Türkiye'deki ilk kez kamu çıkarları doğrultusunda davranıp 2005 yılında Şemdinli'de Umut Kitabevi'ne bomba atan TSK mensuplarını suçlayan bir iddianame hazırlayan Van Savcısı Ferhat Sarıkaya'ya hiçbirisi sahip çıkmamıştı.

Oysa Sarıkaya, yıllardır yapılan bombalı saldırıların kontrgerilla tarafından yapıldığını ve dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'la bombacı subaylar arasındaki bağlantıyı ortaya koymuştu. 16 Mart 1978 günü İstanbul Üniversitesi'nde çıkan öğrencilerin üzerine bomba atanlardan yıllardır hesap soranlar, Sarıkaya'nın görevden alınması ve avukatlık yapmasına bile izin verilememesi karşısında sustu. Onlar şimdi bir polis şefini alkışlıyor.

İlk kez kamu çıkarları doğrultusunda yasaları uygulayan ve Türkiye'de darbe hazırlığı içindeki generalleri ve işbirlikçilerini yargı önüne çıkartan Savcı Zekeriya Öz'den de hiç hoşlanmadılar. Oysa Ergenekon savcısı Öz ve arkadaşlarının açtığı davalar, devrimcilerin, Kürtlerin, Hrant Dink'in katillerini işledikleri suçların belgeleriyle birlikte yargılıyordu. Bugün Hanefi Avcı'nın kitabında hakikati bulduklarını ilan edenler Ergenekon soruşturmalarına da karşı çıktılar; asit kuyularında yakılan Kürtler, boğazları kesilen Hıristiyanlar, 17 bin faili meçhul cinayetin aydınlanma olasılığı ve bir çok katliamın arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmasını reddettiler.

Bugün Hanefi Avcı'ya tüm yatırımlarını yapanlar Ergenekon'a karşı mücadele yürüten, Hrant Dink'in hesabını soran, darbelere dur diyenlere her türden hakareti hiç esirgemediler. Bunlardan ikisi pek meşhurdur: Bunlar "Sorosçu", bunlar "Fetocu." Şimdi köşeye sıkışan kontrgerillayı aklamak için bir son kart olarak oynanan Hanefi Avcı'yı referans gösteriyorlar.

Oysa Albay Dursun Çiçek imzalı "İrtica ile Mücadele Eylem Planı" hiç ilgilerini çekmemişti. Kamuoyunca 'AKP ve Gülen'i bitirme planı' olarak adlandırılan ve gerçekliği askeri yargı tarafından kabul edilen bu planda Fetullahçılık hayaletinin yaratılması, cemaatin iktidarı ele geçirdiğini ve Türkiye'de İran tipi bir rejim kurmak üzere olduğu fikrinin empoze edilmesi öngörülüyordu. Bunlara hiç inanmadılar. Ergenekon ve darbeci generallere karşı kıllarını kıpırdatmadılar. Mücadele edenleri yıpratmak için her türlü iftirayı attılar.

Neden?

Gerçek çok basit, ama "cemaat vesayeti" diyecek kadar ileri gitmek basit bir tercihin ürünü: İslamcılar karşısında orduyu desteklemek, kendilerinin yenemeyeceğini düşündükleri İslamcı hareketi devletin sopalamasını tercih etmek.

Bu "sol" 28 Şubat darbesine karşı çıkmamıştı. Tarafsız olduğunu ileri sürmüştü. Buradan kendilerine ilerici bir alan açılacağını iddia ettiler, ancak buldukları alan Hanefi Avcı'nın "itirafları" oldu. Bırakalım 28 Şubat'ı, George Bush liderliğindeki ABD emperyalizmi sudan bahanelerle İslam'a karşı savaş altında dünya yoksullarına karşı savaşırken, İslam fobisi yayılırken, emperyalizme karşı olmakla övünen bu "sol" yuttuğu "şeriat geliyor" zokasını kusmayı hiç düşünmedi.

Gelinen nokta "cemaat vesayeti" arkasına sığınıp 12 Eylül anayasasının değiştirilmesine karşı çıkmak! Onlar son yıllarda tüm enerjilerini Türkiye'de vesayetin tek kaynağı olan dünyanın en büyük silahlı güçlerinden biri olan ordunun vesayetini aklamaya harcadı. Söyledikleri yalanlara sonunda kendileri de inandılar.

Şimdi asıl katillerimizden kurtulma şansı ilk kez elimizdeyken, halkın karanlık geçmişi geride bırakma isteği güçlüyken, onlar bu değişimi engelllememizi ama gelecekte bir olasılık olarak duran hayali bir tehditle Fetullahçılıkla uğraşmamızı istiyor.

Gerçek

Yüzlerce suçu açıkça belgeyen iddianameleri karışık ve sıkıcı bulanların, Hanefi Avcı'nın kitabını beğenmeleri normal.

Aynı kitapta Hrant Dink cinayetinin çözüldüğünü ileri süren eski bir işkenceciden, eski bir eski polis şefinden hiç kuşku duymuyorlar.

Oysa Hrant Dink cinayeti bir turnusol kağıdı vazifesi görüyor. Öylesine zokayı yutmuşlar ki Hrant Dink cinayetinin üzerini örtme çabası bile onları uyandırmıyor.

Sosyalistler sahte düşmanlarla değil bu düzeni değiştirmekle ilgileniyor. Cemaatler bu ülkenin bir gerçeği. Kemalist rejimin cemaatleri yeraltına itmesi, onları öcü gibi gösterip baskı altında tutma politikası diğer tüm baskı politikaları gibi tutmadı. Bastırılan geri döndü, güçlendi ve Fetullah Gülen cemaati gibi popüler ve etkili güçlere ulaştı.

Biz sosyalistler bireyin herhangi birine biat etmesine karşıyız, bu yüzden cemaatleri değil özgür bireylerden oluşan bir toplumu istiyoruz. Bu tavrımız cemaatler üzerindeki devlet baskısını desteklemek sonucunu doğurmaz. İnsanların inançları yüzünden baskı görmesine, hedef gösterilmesine, suçlu ilan edilmesine karşıyız. Cemaatler üzerindeki her türden baskı cemaatleri güçlendirir.

Eğer bir gün, ister yakın ister uzak gelecekte, Fetullahçılar ya da başka bir güç iktidarı ele geçirip tüm topluma kendi düzenini dayatacaksa ona karşı sonuna kadar mücadele ederiz. Sosyalistler, ordunun değil işçi sınıfının ve halkın gücüne güvenirler. Biz devrim istiyoruz. Bugün verilen mücadelenin mutlaka düzen içi başka bir aktörün iktidarı ele geçirmesiyle sonuçlanacağını düşünmüyoruz.

Bugün askeri vesayet rejimine karşı mücadele etmek yarınki diktatörlük olasılığını ortadan kaldırmanın tek yoludur. Geniş yığınların gözünde devlet teşhir olduğunda, kitleler bir kez kendi kaderlerini kendileri belirlemek için harekete geçtiğinde devrimci olasılıklar da beraberinde gelir. Hayali düşmanları bir kenara bırakın, devleti teşhir edin!


E-mailPrintFavorites PDF Blogger Delicious Digg Facebook Friendfeed Google Haber.gen.tr Live MySpace StumbleUpon Twitter Yahoo