Marksist.org

06 Şubat, Pazartesi

Son güncelleme:12:31:01 PM GMT

BURADASINIZ: HABERLER ZAMANAŞIMI YOK, 12 EYLÜLCÜLER YARGILANACAK

Zamanaşımı yok, 12 Eylülcüler yargılanacak

e-Posta Yazdır PDF

Kanlı 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştirenlerin yargılanmalarını engelleyen Anayasanın Geçici 15. maddesi 12 Eylül Pazar günü gerçekleştirilecek referandum paketinde kaldırılacak maddeler arasında. Geçici 15. Maddenin kaldırılıyor olması paketin belki de en önemli değişikliklerinden biri. Kenan Evren ve suç ortakları ölü ya da diri 30 yıllık bir sürüncemeden sonra ilk kez yargılanabilir ve mahkum edilebilir hale gelebilecek.

Fakat anayasa değişikliğine karşı Hayır cephesinde mevzilenen "sol" Geçici 15. maddenin kaldırılmasının aslında hiçbir şey değiştirmeyeceğini ve 12 Eylül darbecilerinin "zamanaşımı" korumasından yararlanacaklarını iddia ediyor ve kampanyalarında küçümseyici bir dil kullanıyor.

Oysa hukuki durum bundan çok farklı.

İlk başta, darbenin, soykırım ve savaş ile aynı kategoride, insanlığa karşı işlenen bir suç olduğunu tespit etmek gerekiyor. Uluslararası kabul gören insan hakları hukuku normları insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımının işletilmesine izin vermiyor. Türkiye'nin taraf olduğu ve yerel hukuk bir parçası sayılan AİHM kararları da bu yönde hükümler veriyor.

66'ncı madde

İnsan hakları normlarını bir an için bir kenara bıraksak bile, iç hukuk bakımından da zamanaşımı iddiası temelsiz kalıyor.

Zamanaşımı iddiacılarının dayandıkları kanun maddesi Türk Ceza Kanunu'nun dava zamanaşımını düzenleyen 66'ıncı maddesi. Madde şu şekilde:

"Kanunda başa türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası, a) ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl ... geçmesiyle düşer."

Darbe suçu, devleti silah zoruyla devirme dolayısıyla bir terör suçu sayılıyor. Bu yüzden "ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yaptırımı gerektiriyor. 12 Eylül 2010 itibariyle darbeden bu yana tam 30 yıl geçmiş olacağı için Hayır'cı hukukçular zamanaşımının 66'ıncı madde kapsamında işlemiş sayılacağını iddia ediyorlar.

Dava zamanaşımı ne anlama gelir?

Zamanaşımı kavramı dünyanın çeşitli ceza kanunlarında mevcut bir uygulama. Dava Zamanaşımı olarak adlandırılan zamanaşımı türünün amacı esasen kanunen suç kapsamına giren bir fiili işlemiş kişileri, her ne kadar farklı koşullar altında suçlu bulunacak olsalar da, devletin yavaş işleyişinden dolayı ömürlerinin sonuna kadar elem ve mağduriyet içinde beklemelerini önlemektir. Eğer emniyet birimleri işlerini iyi yapıp şüpheliyi suçüstü yakalayamamışsa ve savcılar işlerini iyi yapıp kendisine dava açmamışsa devlet bu ihmalinin sorumluluğunu otuz yıllık bir süreden sonra artık bu şüpheliye yüklememelidir, mantığıyla bu düzenleme getirilmiştir.

Oysa herhangi bir soruşturma ve yargılama sürecini silah zoruyla ve tehditle engellemek veya sürüncemede bırakmak hiçbir şekilde hukuken korunmaz ve zamanaşımına konu olmaz. Tehdit ve silah zoru devam ettiği sürece zamanaşımı işlemeye başlamaz.

12 Eylül darbecilerinin yaptığı tam da buydu. Silah zoruyla Anayasa'ya kendi yargılanmalarını engelleyecek bir madde eklediler ve bu maddeyi yine silah zoruyla otuz yıl korudular. Buna karşı çıkacak milletvekillerinin yaka paça meclis kürsüsünden hapishanelere götürülen meslektaşlarını, karşı çıkacak hükümet üyelerinin asılan başbakanları, dava açacak savcıların görevden alınan ve öldürülen savcıları hatırlamaları yeterliydi. Şu anda bu konuda bir dava açılmak istenirse, yargılanmanın bu şekilde engellendiğini kanıtlayacak dosyalarca somut belge sadece internetten bile bulunabilir. Tüm yapılan korkutma ve sindirmeler kamuoyunun bilgisi dahilinde, medya ve basını sonuna kadar kullanarak yapıldı.

Anlık suçlar ve devam eden suçlar

Zamanaşımı engelini aşmak için bulunabilecek haklı gerekçeler bunlarla da sınırlı değil, mevcut hukuk 12 Eylülcüleri yargılamayı amaçlayan savcılara başka araçlar da sunuyor. Örneğin bir başka örnek ceza hukukundaki "anlık suç" ve "devam eden suç ayrımı". Devam eden suçlara mütemadi suç veya kesintisiz suç gibi teknik isimler de veriliyor. Devam eden suç tipinin temel özelliği suçun anlık değil belirli bir süreye yayılmış olması. Örneğin adam öldürme ya da adam yaralama suçları anlık bir suç olarak değerlendirilir ve zamanaşımı süresi öldürme eyleminin gerçekleştirildiği andan itibaren başlar. Bunun aksine örneğin, adam kaçırma suçu bir devam eden suçtur ve kaçırdığınız kişiyi alıkoymaya son verdiğiniz ya da yakalandığınız ana kadar devam eder. Bu durumda zamanaşımı süresi bu sürenin sonundan itibaren işlemeye başlar.

Pek açık görüleceği üzere 12 Eylül darbesi kesinlikle anlık bir suç değil. Kenan Evren ve suç ortakları 12 Eylül günü darbe yapıp 13 Eylül günü sahneden çekilmediler. Toplumun tepesine kendilerini koydukları konumlarını bugüne kadar korudular ve darbe koşullarını sürekli canlı tutmak için ellerinden gelen tüm çabayı gösterdiler. Bu iddiayı savunmak isteyen bir savcı yine aynı şekilde iddiasını kanıtlayacak tonlarca sayfa kanıtı bulmakta hiç zorluk çekmeyecektir.

12 Eylül sonrasında işlenen suçlar

Darbecilerin yargılanması yönünde hukuki araçlar bunlarla da sınırlı değil. 12 Eylülcüleri yargılamak için dava açan bir savcının talebi statükocu bir mahkeme tarafından zamanaşımı gerekçesiyle tüm yukarıda yazılanlara rağmen reddedilse bile, iddia makamı pekala 12 Eylülcülerin daha sonraki tarihteki suçlarını derleyeceği bir savunma hazırlayabilir. Tek başına 1980 – 1984 yılları arasında Diyarbakır Cezaevi'nde gerçekleştirilen vahşet bile Kenan Evren'i birkaç kez müebbet hapis iddiasıyla yargılamaya yeter. Bu suçların dava zamanaşımı süresi 2014'e kadar olacaktır. 1984'den bu yana darbecilerin sürdürdükleri kirli savaşta işledikleri suçlar için ise zamanaşımının gerçekleşmiş sayılacağı tarih, örneğin 1990 yılında darbecilerin emriyle gözaltında öldürülenler için 2020, 1995 yılında darbecilerin emriyle yakılan köyler için 2025 yılı olacaktır.

Tabi burada kastettiğimiz zamanaşımı dava zamanaşımı, ceza zamanaşımı değil. Bu yüzden zamanaşımının geçersiz olması için davanın o tarihe kadar savcılık tarafından açılmış olması yeterli, mahkemenin sonuçlanması gerekmiyor. Hatta iddianamenin hazırlanmış olması bile gerekmiyor, sadece tutukluluk kararı için başvurulmuş olması yetiyor.

Seçenekler o kadar fazla ki, Kenan Evren'e atfedilecek suçun cinayetleriyle ilgisi olması bile gerekmiyor. 12 Eylül ve sonrasında kendisinin ve çevresindekilerin ceplerini hangi yolsuzlukla doldurduğu üzerinden bile bir ceza davası açılabilir. Marmaris'teki saray yavrusu yazlık evini bile hangi şartlarda edindiği araştırılsa, sonucunda mahkumiyet gerektirecek bir yolsuzluk bulunması çok olası.

Hatırlatmak gerekirse 1930'ların ünlü Amerikan mafya şahsiyeti Al Capone bile, işlediği cinayetler için delil bulunamamasına rağmen, vergi kaçırdığı için Chicago savcılık bürosu tarafından açılan davada mahkum edilebilmişti.

Sokakta mücadele, savcılara ve hükümete baskı

Pektabi ki bunların hiçbirinin bizim istediğimiz şekilde gerçekleşeceğinin bir garantisi yok. Cesaret edip 12 Eylülcülere dava açacak hiçbir savcı çıkmayabilir, ya da açılan davalar Ergenekon müdahalesiyle engellenebilir ya da sonuçlansa bile sürüncemede bırakılabilir. Her toplumsal dönemeçte olduğu gibi bütün bu olayların seyrini demokrasi için mücadele edecek, olayın üstüne gitmek isteyen savcı ve politikacıları cesaretlendirecek, onlara baskı uygulayacak kitleler belirleyecek. Sokak belirleyecek.

Hatta hükümet üzerinde yeterince baskı kurulabilirse, olaylar AKP hükümetinin sınırlı planlarının da çok ötesine gidebilir ve Şili, Ruanda ve Arjantin örneklerinde olduğu gibi eski rejimin bekçilerinin yargılanacağı özel mahkemeler doğrudan kurulabilir. 13 Eylül'den sonra cereyan edecek her şey mücadelenin seyrine bağlı.

Ancak durum buyken, Hayır'cı "solun" ve Hayır'cı hukukçuların yaptığı gibi geçici 15. maddenin kaldırılmasının önümüzde açacağı büyük olanakları küçümsemek, yokmuş gibi davranmak, siyaseti hukuk metinlerine indirgemek ve kitlelerin mücadele morallerini hor görmek anlamına gelir.


E-mailPrintFavorites PDF Blogger Delicious Digg Facebook Friendfeed Google Haber.gen.tr Live MySpace StumbleUpon Twitter Yahoo