12 Eylül 2010, darbecilerle, askeri vesayetle ve statükoyla hesaplaşma açısından, Türkiye halkları adına bir dönüm noktası olabilir. Anayasa değişikliği paketi, geçici 15. maddeyi kaldırarak Kenan Evren ve arkadaşlarının yargılanmasının önündeki engelleri açıyor. 30 yıldır bu maddenin kaldırılması için mücadele eden devrimcilerin, sosyalistlerin isteği gerçekleşiyor.
1960'ların ortasında yükselen işçi mücadelesi ve öğrenci hareketi, 12 Mart darbesiyle durdurulamamıştı. 1970'li yıllarda da DİSK gitgide büyüyor, sol güçleniyor, rejim sorgulanıyordu. Buna karşı kontrgerillanın, komando kamplarında yetiştirilen ülkücü faşistlerin yıllarca işledikleri cinayetler, 1980 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yönetimi ele geçirmesine müsait ortamı hazırladı. 12 Eylül cuntasının bilançosu şöyleydi:
- 650 bin kişi gözaltına alındı.
- 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
- 30 bin kişi işten çıkarıldı.
- 230 bin kişi yargılandı.
- 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
- 7 bin kişi için idam istendi.
- 517 kişiye idam cezası verildi.
- 36 kişi asıldı.
- 43 kişinin 'intihar ettiği' bildirildi.
- 217 kişi kuşkulu biçimde öldü.
- 14 kişi açlık grevinde can verdi.
- 16 kişi 'kaçarken' vuruldu.
- 95 kişi 'çatışmada' öldü.
- 171 kişinin 'işkenceden öldüğü' belgelendi.
- 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
Sosyalistler neden 'Yetmez ama Evet' diyecek?
1980 darbesi tüm siyasi partileri, muhalif örgütleri, emek örgütlerini kapattı. İşçilerin, ezilenlerin, sosyalistlerin tüm ifade ve örgütlenme özgürlükleri ortadan kaldırıldı. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ve Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) ile askeri vesayetin kurumsallaşması tamamlanmış oldu. 12 Eylül cuntasının anayasası, silahlar altında yapılan bir oylamada, %92 "Evet" oyuyla kabul edildi.
21. yüzyılın başının Türkiye'sinde ise, durum 30 yıl öncekinden bir hayli farklı gözüküyor. Toplumda değişim isteği hakim, darbeler ve darbeciler meşruiyetini yitirmiş durumda, sayısız pisliğe bulaşmış derin devlet elemanları yargılanıyor. Resmi devlet ideolojisinin yasakladığı her şey, ordunun demokrasiye üstünlüğü, Kürt sorunu, Ermeni soykırımı, başörtüsü yasağı tartışılıyor. 2007 yılının başında öldürülen dostumuz Hrant Dink'in cenaze töreninde, iki yüz bin kişi "Hepimiz Ermeniyiz" diyerek Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ideolojisini sarstı. Son 3 yıldaki rejim bunalımı sürecinde, on binlerce kişi darbelere ve Ergenekon çetesine karşı sokaklara çıktı.
Bütün bunların sonucunda, bir askeri darbe yapılamadığı durumda devreye giren yargı kurumlarının yapısı değiştiriliyor. Parlamentonun üzerinde bir kurummuş gibi davranan, hukuku çiğneyerek meclisin aldığı kararları esastan inceleyen, bu özellikleri sebebiyle Kürt sorununda çözümün, başörtüsü özgürlüğünün ve daha birçok sorunun çözülmesinin önünde engel teşkil eden Anayasa Mahkemesi'nin yapısı değiştiriliyor. Ergenekon savcılarını tehdit eden, Şemdinli bombacılarını koruyup kollayan bir diğer darbe kurumu HSYK'nın da.
Sosyalistler, askerin siyasete müdahalesine koşulsuz olarak karşıdırlar. Askeri vesayete karşı siyasal demokrasinin sınırlarının genişletilmesi için atılacak her adımı desteklerler. Bu aynı zamanda emekçilerin ifade ve örgütlenme özgürlüklerinin geliştirilmesi, azınlıkların biraz daha güvenli bir ortamda yaşayabilme ihtimallerinin doğması, Kürt sorununun çözümünde sivil siyasetin önünün açılması anlamına gelecektir.
Kenan Evren hakkında suç duyurusu
Referandum öncesi "Yetmez ama Evet" kampanyasını yürüten sosyalistler, 13 Eylül günü Kenan Evren ve arkadaşları hakkında suç duyurusunda bulunacaklar. Geçici 15. maddenin kaldırılmasıyla, işkencecilerden, Diyarbakır Cezaevi'nin yaratıcılarından, cuntanın emirlerini uygulayan tüm sorumlulardan hesap sormak için mücadeleye başlayacaklar. Türkiye'nin birçok yerinde, yüzlerce kişi, darbecilerden hesap sormak için hukuki yollara başvuracak.
Suç duyurusu metnini buradan indirebilirsiniz.



12 EYLÜL'DE DARBECİLERDEN HESAP SORALIM!
















