Marksist.org

18 Mayıs, Cuma

Son güncelleme:07:20:47 AM GMT

BURADASINIZ: HABERLER ASIL MÜCADELE ŞİMDİ BAŞLIYOR

Asıl mücadele şimdi başlıyor

e-Posta Yazdır PDF
13 Eylül günü Türkiye'de faşizmin ilan edileceğini ileri süren "Hayır" koalisyonu, uğradığı ağır hezimetin ardından yeni anayasa tartışmalarını boğmak için harekete geçti. AKP milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu'nun başkanlık sistemine geçiş ve anayasaya dair açıklamaları, sivil diktatörlüğün kurulması iddialarına kanıt olarak gösterilmeye başlandı. Amaçları, anayasa değişikliğinin sonucunda yargı oligarşisini bekleyen değişiklikleri engellemek ve yeni anayasa tartışmalarının önünü kesmek.

12 Eylül referandumunda halkın çoğunluğunun demokrasiden yana tutum alması, 2008 yılında Anayasa Mahkemesi'nin boğduğu yeni anayasa girişiminin yeniden önünü açtı. 2011 Temmuz'unda genel seçimlerin olması, hatta daha da erkene çekilmesi bekleniyor. 2012'de ise Cumhurbaşkanlığı seçimleri var.

Milliyet gazetesi, AKP milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu'nın başkanlık sistemi ve yeni anayasaya dair açıklamalarını "Parlamenter sistem tıkanıyor" manşetiyle duyurdu. Doğan Holding'in bir diğer gazetesi Radikal'de Murat Yetkin ise, 12 Eylül referandumunun ilk sonucunun, Recep Tayyip Erdoğan'a Türkiye'nin ilk devlet başkanlığı yolunu açması olduğunu söylüyor. Cumhuriyet gazetesi, anayasa değişikliği sonucu Anayasa Mahkemesi'nin ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısınının değişmesini "Dengeler bozulacak" başlığıyla duyuruyor. Eski rejimin devam etmesini isteyen güç odakları, "hayır" oyu veren yüzde 42'lik seçmen kitlesini bir arada tutmak ve harete geçirmek için Türkiye'nin AKP'nin "sivil diktatörlüğüne" geçtiği tezini işliyor.

Yeni anayasa

Başbakan Erdoğan, 2011'de yeni anayasa sözünü referandum kampanyası sırasında vermişti. 12 Eylül akşamı yaptığı konuşmada yeni anayasayı tüm güçlerle birlikte yapmaya ve anayasa değişikliğine "hayır" diyen CHP ve MHP ile de uzlaşmaya hazır olduğunu söylemişti.

Seçmenlerin yüzde 58'i evet diyerek mevcut darbe anayasasına karşı çıkarken, "hayır" diyen güçlerin hiçbirisi 1982 Anayasası'nı açıkça savunamadı ve onlar da yeni bir anayasa istediklerini söyledi.

12 Eylül referandumunda oylanan, mevcut askeri vesayet rejiminin devam edip etmeyeceğiydi. Halkın çoğunluğu, generallerin ve yargıçların değil, sivilllerin iktidarını istediğini gösterdi.

Yeni anayasanın mümkün olması, yargının yapısının değişmesine bağlı ve hiçbir güç halka rağmen eski yapının sürmesini sağlayamaz.

"Sivil dikta" endişesini yaymak isteyenler, askeri vesayetin zaten yıkıldığını söylüyor ve şimdi yeni tehlikeye karşı çıktıklarını ileri sürüyor.

12 Eylül referandumunda askeri vesayette bir gedik açıldı. Ancak mevcut rejim hâlen olduğu gibi duruyor.

Başkanlık sistemi

12 Eylül referandumunda ne AKP'yi, ne de Turgut Özal'dan bu yana egemen sınıf partilerinin gündeminde olan başkanlık sistemini oyladık. Anayasa değişikliğine 'evet' diyenlerin ortak noktası, örtülü askeri diktatörlüğün son bulmasını, demokratik bir cumhuriyete geçişi, askerlerin değil sivillerin, yani seçilmişlerin devleti yönetmesini savunmaları.

Ancak mevcut eski düzene yöneltilen eleştiriler kadar, yeni düzenin nasıl olması gerektiği konusunda da 'evet' cephesi kendi içinde zıt düşüncelere sahip. "Yetmez ama EVET" kampanyası, "Evet" cephesindeki farklılığı kitlesel olarak açığa çıkardı. AKP'ye çeşitli konularda muhalif olmasına, AKP'li olmamasına rağmen aralarında sol görüşlü seçmenlerin de bulunduğu milyonlarca insan sivil, demokratik, özgürlükçü bir anayasaya açılan yola 'evet' dedi.

AKP'li Burhan Kuzu "Parlamenter sistem bu ülkenin sorunlarını çözer gibi olur, yine tıkanır. Sağlıklı işleyecek tek model başkanlık sistemi. Fransa'daki model yarı başkanlık sistemi, o model çok sağlıklı değil. Kuvvetler ayrılığı parlamenter modelde yok. ABD Başkanı kongreden izin almadan bir şey harcayamaz. Türkiye'de denetim mekanizmaları çalışmıyor. Gerginlik yapmamak gerekiyor. Yeni anayasa metninin hazırlanacağını düşünüyorum. Parlamenter modelin çıkmazları Türkiye'de çok daha sıkıntı çıkarıyor" diyor.

Milyonların isteği ise eksiksiz bir demokrasi. Temel insan haklarının tanınması. İfade, örgütlenme ve eylem özgürlüğünün sağlanması. Tüm ezilen ve baskı altında tutulanların özgür olması. Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü. Darbecilerin yargılanması ve devletin çetelerden temizlenmesi. Cinayetlerin, katliamların, yasakların son bulması. Tüm bu talepler, 1982 Anayasası'nın çöpe atılması ve demokratik, sivil, özgürlükçü bir anayasa isteğine bağlanıyor.

Kimse "AKP'nin bir takım planları var" diyerek yeni anayasa tartışmalarının üzerini örtemez. Yeni anayasanın toplumun tüm kesimlerinin tartışmasına açılması bir an önce gerçekleşmelidir.

Sosyalistler, devletin toplum, sermayenin işçi sınıfı üzerindeki haklarını tanımlayan anayasaya ve yasalara karşıdır. Kuvvetler ayrılığı diye tanımlanan modelin sosyalizmle ilgisi yoktur. Biz, devleti toplum üzerinde yükselten ve koruyan modelleri değil, doğrudan demokrasiyi savunuyoruz. Doğrudan demokrasi ancak demokratik hakları kazanıp örgütlenebilen emekçi kitlelerin mücadelesiyle elde edilebilir.

Marksistler, kapitalist ulus-devlete ve sermaye adına devleti yönetenlere karşıdır.

Mevcut rejimin yapısının değişmesi bizi yakından ilgilendirir, demokrasinin sınırlarının ne derece geniş olduğu işçi sınıfının ve ezilenlerin örgütlenme olanaklarını da belirler.

Sosyalistler, işçi sınıfı ve toplumsal muhalefet için bir cendere olan mevcut statükonun yıkılmasını ister. Geniş kitlelerin, emekçi sınıfların aşağıdan hareketi, kemalizmin yıkılış sürecine etkide bulunduğu oranda yeni rejimin yapısını da belirleyecektir.

Halkı bir sürü olarak görenler, aşağılayanlar işte bunu kaçırıyor. Onlar, halka güvenmedikleri için, burjuva siyasetinin ve mevcut statükonun dışında düşünemiyor. Ama bu statüko zaten 12 Eylül'de yıkıldı. Tuzu kuru olmayan ve sahillerde yaşamayan halk, Türkiye Cumhuriyeti'nde dikatörlüğün tek kaynağının kemalistler olduğunu tescil etti.

Biz halka, darbelere dur diyen işçilere ve yoksullara güveniyoruz. Her türden diktatörlüğü önleyecek güç halkın demokratik mücadelesidir.

Sıradan insanların toplumu değiştirebileceğini reddeden, buna karşı çıkan her güç Türk egemen sınıfının iktidarını savunuyor.

Felaket tellalarına kulak asmayalım. 80 yıllık baskı rejimini tarihe gömme mücadelesi asıl şimdi başlıyor.


E-mailPrintFavorites PDF Blogger Delicious Digg Facebook Friendfeed Google Haber.gen.tr Live MySpace StumbleUpon Twitter Yahoo