Marksist.org

18 Mayıs, Cuma

Son güncelleme:07:20:47 AM GMT

BURADASINIZ: HABERLER İNSAN HAKLARI AKTİVİSTİ ŞABAN DAYANAN'IN EVİ TALAN EDİLDİ

İnsan hakları aktivisti Şaban Dayanan'ın evi talan edildi

e-Posta Yazdır PDF
İnsan Hakları Derneği eski yöneticisi ve aktivist Şaban Dayanan'ın evi 15 Eylül'de kimliği belirsiz kişilerce dağıtılarak talan edildi. 2 yıl öncede yine kimliği belirsiz kişiler Dayanan'ın evine girmiş ve aynı şekilde dağıtmıştı. Şaban Dayanan, defalarca Türk İntikam Tugayı imzalı tehditler almıştı.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, bir basın açıkalaması yayınlayarak Şaban Dayan'ın eşi ve çocuklarıyla yaşadığı evin talan edildiğini açıkladı.

2 yıl önce de aynı olay yaşanırken, insan hakları aktivisti Şaban Dayanan'ın TİT ve benzeri cinayete şebekelerinden birçok tehdit aldığı biliniyordu.

İHD, açıklamasında, 15 Eylül'de gerçekleşen olayı şöyle anlattı:

"4 yıldır, eşi ve çocuklarıyla birlikte aynı binada ikamet eden Şaban Dayanan'ın yaşadığı 3. Kattaki dairenin çelik kapısının göbeklerini patlatarak giren "kişi veya kişiler" evi kullanılmaz hale getirmişlerdir. Yatak odasındaki bütün elbise ve eşyaları, kıran ve dağıtan bu kişiler, evin diğer bölümlerini de dağıtmışlardır. Çocuk odasının çekmeceleri, çalışma odasındaki raflar ve çekmeceler, oturma odasında bulunan koltukların altları ve vitrinlerin içleri bu kişilerce aranmış ve dağıtılmıştır.

İlk bakışta dahi hırsızlık amacıyla yapılmadığı izlenimi veren bu saldırının ne amaçla yapıldığı şüphelidir. Evde bulunan birçok değerli eşyanın alınmamış olması bunun yanında flash bellek, alyans, içki, küçük digital fotoğraf makinesi, kol saati gibi maddi değeri düşük eşyaların alınması, olaya hırsızlık süsü verildiği duygusu uyandırmaktadır.

Zira profesyonel digital fotoğraf makinesi, video kamera, LCD TV gibi maddi değeri yüksek, yük olarak hafif eşyalara dokunulmamış olması bu şüphemizi kuvetlendirmektedir. Evde ne aradıkları, eve hangi amaçla girdikleri belirlenemeyen bu kişilerin hırsızlık amacıyla eve girmedikleri yönündeki şüphelerimiz kuvvetlidir.

Zira 4 yıldır aynı binada oturan Şaban Dayanan'ın evine 2 yıl önce de giren "kimliği belirsiz kişiler" yine aynı şekilde evi dağıtmış, kıymetli hiçbir eşyayı almamışlardır. Bu olay, eşi çocuklarının psikolojisini olumsuz yönde etkilemiştir.

2002 yılında da Şaban Dayanan'ın evine girmeye çalışan 2 kişi, komşular tarafın farkedilip durdurulmaları üzerine polis kimliği gösterip olay yerinden uzaklaşmışlardır. İçişleri Bakanlığı'nın açtığı soruşturmadan da bir sonuç çıkmamıştır.

Ömrünün büyük bölümünü insan hakları savunuculuğu yaparak geçiren Şaban Dayanan'ın daha önce defalarca başta TİT (Türk İntikam Tugayı) olmak üzere çeşitli demokrasi ve insan hakları düşmanı kişi ve kurumlarca tehdit edildiği gözönüne alındığında bu olaya basit bir hırsızlık olayı olarak bakılamayacağı aşikârdır.

2 yıl içinde 5 katlı binanın aynı katına musallat olan ve evi adeta yolgeçen hanına çeviren konut dokunulmazlığını ihlal eden bu kişilerin amacı hırsızlık dahi olsa bu süre içinde yakalanmamış olmalarının tek sorumlusu başta İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve devletin kendisidir.

Devlet; tüm yurttaşların can ve mal güvenliğinden birinci dereceden sorumludur. Bu nedenle devlet failleri bulmak ve yargı önüne çıkarmak zorundadır.

Bu gerçekleşmediği sürece Şaban Dayanan ve ailesinin başına gelebilecek en küçük olumsuzluğun sorunlusu devlet olacaktır."

12 Eylül darbesi sonrası Mersin'de Devrimci Yol davasından yargılanan Şaban Dayanan, 12 yaşında işkenceyle tanışmıştı.

İşkencecisi ise, darbe yanlısı çevreler tarafından "Haliçteki Simonlar, Dün Devlet Bugün Cemaat" adlı kitabıyla öne çıkarılan Hanefi Avcı'ydı.

"Haliçteki Simonlar, Dün Devlet Bugün Cemaat" kitabıyla gündeme gelen Hanefi Avcı, Mersin Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele Şubesi'nde, "Devrimci Yol Masası" sorumlusuydu ve Dayanan'a işkence yapan ekibin başındaydı.

Taraf'tan Dicle Baştürk'ün sorularına yanıt veren dayanan Şaban Dayanan, şunları söylemişti:

Nasıl yakalandınız? Neyle suçlandınız?

Şaban Dayanan: Mersin Devrimci Yol davasından yargılandım. 31 Ocak 1981'de gözaltına alındım. Daha ortaokul birinci sınıfa gidiyordum. Bir gün okula gittiğimde arkadaşlarım kaş göz işareti yapıyordu, bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı. Okulda öğretmenler dışında sivil polisler de vardı. O sırada yanıma bir polis geldi. 'Şaban Dayanan sen misin' diye sordu. Ben de 'değilim' dedim. Der demez elindeki silahla bana bir tane vurdu. Yere düştüğüm sırada da hepsi vurmaya başladı. Sonra beni bir arabaya bindirdiler.

Nereye götürdüler sizi?

Şaban Dayanan: O dönem Mersin siyasi şubeydi adı. İki katlı bir binaydı. Alt katta garaj gibi bir yer vardı. Üst katta da siyasi şube. Beni apar topar yukarı çıkardılar. Bir nezarethaneye attılar. Nezarethane küçük bir yerdi ve ağzına kadar insan doluydu. Sürekli sorguya alıyorlardı. Bağırtılar, çığlıklar duyuluyordu.

Bir gece yarısı gelip beni nezarethaneden aldılar. 'Birtakım sorularımız olacak, onları cevapla sonra evine git' dediler. 'Tamam' dedim. O zaman Hanefi Avcı'nın üzerinde kahverengi bir pantalon vardı, çok iyi hatırlıyorum. İslami türden diyebileceğimiz bir bıyığı vardı. Hanefi Avcı bana, 'Bak kardeşim, daha küçüksün, babanı da getireceğiz buraya, evinde de bir tabanca bulduk. Sen kahveci Ali'yi neden vurmaya çalıştın' diye sordu. 'Ben kimseyi vurmadım' dedim. Bu sefer elindeki listeden başka sorular sormaya başladı

Hanefi Avcı başka neler söyledi?

Şaban Dayanan: Bak dedi, seni burada ezerler. Bana güzel güzel anlat. Daha küçüksün. Okuluna devam et. Ben senin yaşlarındayken devlete baş kaldırmadım gibi söyledi. Ben de hepsine 'ben yapmadım, etmedim' dedim. Sonra babamı da getirmişler nezarethaneye. Gece oldu yine. 'Şaban Dayanan ziyaretçin var' dediler. Salih diye bir bekçi vardı. Kapıyı açtığı gibi beni hızla dışarı çekti ve bir tane vurdu. Sonra gözümü sardı. Sanki öldürülmeye götürülüyormuşum gibi bir hava yarattılar. Tabi ben korkumdan altıma kaçırdım. İçeri girer girmez Hanefi Avcı'nın sesini duydum. 'Oğlum sen Devrimci Yol'daki görevlerinin hepsini bana bir anlat. Bak buraya senin şeflerin geldi. Devlet büyüktür. Siz kendinizi devletin yerine koydunuz. Devlete karşı koymanın ne demek olduğunu göreceksiniz. Konuş. Konuşursan senin iyiliğine, susarsan bak ben şimdi çıkıyorum, gerisine karışmam" dedi. Ben bir şey bilmediğimi söyledim. Sonra durdu. 'Elimizdeki fotoğraflar öyle demiyor' dedi. "Bilmiyorum, o zaman gözümü açın, bakayım fotoğraflara" dedim. 'Ben çıkıyorum o zaman madem bir şey bilmiyorsun, benim iyiliğim dokunmaz artık sana' dedi.

Çıktı mı peki?

Şaban Dayanan: Çıkar gibi yaptı. Ayak sesi geldi. Kapı açılıp kapandı. Yani oradaydı.

Nasıl anladınız orada olduğunu?

Şaban Dayanan: Yani nefesinden anlıyorsunuz. Kulaklarınız öyle hassaslaşıyor ki, hepsini tek tek ayırabiliyorsunuz. Orada birileri beni vura vura yere yatırdı. Bir tahta parçasıyla ayaklarıma, kollarıma vuruyorlardı. Vurduklarında sanki beynimde ışık yanıyordu. Kendimi tutamayıp avaz avaz bağırmaya başladım. Kollarımı sıkmaya başladığımda o ip kollarınızı kesecek gibi sıkmaya başlıyor. Kendi kendime, 'sıkma kendini' diye telkine başladım. Sonrasını hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde bir tuvalette çıplak yatıyordum.

Size işkence yaparlarken kendi aralarında konuşuyorlar mıydı hiç?

Şaban Dayanan: Daha çok soru soruyorlardı. Alabilecekleri bir şey kalmayınca Mersin'de kapalı bir spor salon vardı, oraya götürüyorlardı. Orada insanların uyurken attığı çığlıklar çoğu kişinin delirmesine neden oluyordu. Şubede de özellikle bağırtıyorlardı insanları. Birçoğumuz ben de dahil, yediğimiz dayaktan çok o çığlıkların yarattığı psikolojiyle önümüze getirilen ifadeleri imzaladık. Mersin'de Hanefi Avcı ve ekibi bizim Ali Uygur isimli bir arkadaşımızı gözaltına almıştı. Sonra Ali Uygur kaçtı dediler. Daha sonra Mersin Mezarlığı'nda bulundu. Denizde boğulmuş diye tutanak tutmuşlar. Ama daha sonra Ali Uygur'un işkenceyle öldüğü ortaya çıktı. Bu yüzden o yıl Devrimci Yol, Hanefi Avcı'yı öldürme kararı almıştı. Hanefi Avcı'ya bir pusu kuruldu. Onun yerine emekliliği yaklaşmış bir polis öldürüldü. Bundan dolayı özel bir garezi vardı Devrimci Yolculara. Anılarında bunlardan hiç bahsetmiyor.

Sizi en çok ne etkiledi o süreçte?

Şaban Dayanan: Gözaltı süresinde yemek için bir şey vermiyorlardı. Aile getirirse yiyebiliyorduk. Annem de bana yiyecek getiriyordu. Bir gün fena bir meydan dayağına maruz kaldım. Annem de yiyecek bir şey getirip beni öyle görünce düştü, bayıldı. Bayılmadan önce de Kürtçe küfürler etti. Sonra annemi tartaklamaya başladılar. Annem hamileydi. Durup dururken karnındaki çocuğunu düşürecekti.

Hanefi Avcı nasıl biriydi peki?

Şaban Dayanan: Tarafsız bir polis olmadığı kesindi. Onu biz cemaatçi, İslamcı olarak biliyorduk. Sorgu sırasında ezan sesini duyunca işkenceyi bırakıp namaza giderdi. Delil toplama gibi bir derdi yoktu. Delilleri toplayıp itham etmek yerine, senin üzerinden delillere gitmeye çalışıyordu. Ve bunu da inkar etmiyordu. Hanefi Avcı ve ekibiyle ilgili şikâyette bulunduk sorgulamada. Cezaevindeki işkenceyi söyleyemedik tabi. Ama biri söylemişti mahkemede.

Daha sonra nasıl tanıdınız Hanefi Avcı'yı?

Şaban Dayanan: Bir gün evde oturuyorum. Televizyon açıktı. Susurluk olaylarıyla ilgili biri konuşuyordu. 'Bu o' dedim. Hanefi Avcı. O kadar beynime işlemiş ki o ses... Unutmuyorum yani.

Siz daha sonra yüzleştiniz Hanefi Avcı'yla, nasıl biraraya geldiniz?

Şaban Dayanan: TV'de görünce, 'Adama bak, insan hakları savunucusu kesilmiş' dedim. Ben durumu gazeteci Ahmet Şık'a anlatınca, haber yaptı. Sonra Ahmet aradı. Hanefi Avcı onu aramış, yalan söylediğimi iddia etmiş. 'Ben bu adamla yüzleşmek isterim' demiş. Şaşırdım tabi. Nerede isterse görüşürüm dedim. Görüşmemizde 'Bunlar devlet politikasıydı ama şimdi değişti' dedi. Özür dilemedi ama 'üzgünüm' dedi.

Bugünlerde kitabıyla gündeme geldi tekrar...

Şaban Dayanan: Mersin'le ilgili bölümleri okudum. Ama tıpkı benimle olan sohbeti gibi yüzeysel buldum. İşkenceyle ilgili hiçbir şeyden bahsetmiyor. Cezaevinde çok konuşuluyordu Hanefi Avcı. 'Takunyacı' deniliyordu ona.

Böyle kritik dönemlerde çıkıyor. Öncesinde çıkmıyor. Ergenekon başlangıcında veya öncesinde böyle bir çıkış yapsaydı anlam verirdim. Öyle bir hava çizdi ki sanki Ergenekon operasyonlarını cemaat istedi ve yapıldı. Hanefi Avcı önü kesilemeyen polislerden biri. Çıksın Türkiye'deki işkence vakalarını yazsın.

(Röportaj, 2 Eylül 2010 tarihli Taraf Gazetesi'nden alıntılanmıştır.)


E-mailPrintFavorites PDF Blogger Delicious Digg Facebook Friendfeed Google Haber.gen.tr Live MySpace StumbleUpon Twitter Yahoo